• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

TARİHÇEMİZ

 SAYIK KÖYÜ TARİHÇESİ

                                                     Hazırlayan: Yrd. Doç. Dr. Ertan Gökmen

Köy, yönetim durumu, toplumsal ve ekonomik özellikleri veya nüfus yoğunluğu yönünden şehirden ayırt edilebilen, genellikle tarımsal alanda çalışmak gibi işlevlerle belirlenen, konutları ve diğer yapıları bu hayatı yansıtan yerleşme birimidir. Köyle ilgili bir diğer tanım da şöyledir: Çarşı ve pazarı bulunmayan, tarım ve hayvancılığın yoğun olarak yapıldığı kasabadan küçük olan yerleşim birimidir.

 Türklerin Anadolu’ya ilk girişleri MS. IV. Asırda Roma İmparatoru Thedosios’un ölümünden sonra Batı Hunları’nın Doğu koluna mensup Kursık ve Basık adındaki iki başbuğun komutasında olmuştur. Anadolu’ya bu ilk girişten sonra XI. yüzyıldan itibaren Anadolu’ya  Türk akınları başlamıştır. Bu akınlar Malazgirt savaşının kazanılmasından sonra yoğunluk kazanmıştır. Manisa ve çevresi de XIV. Yüzyıl başlarında Saruhanoğulları tarafından fethedilerek Türklerin yerleşimine açılmıştır. Demirci ve çevresinde Saruhanoğulları dönemine ait vakıfların olması Demirci’nin de bu dönemde Türkleştiğini göstermektedir.

 Sayık köyünün adı kaynaklarda farklı şekillerde yazılmıştır. Bazı kaynaklarda Sâik bazılarında ise Sayık şeklinde yazılmıştır. Bu yazımlardan ilkinin “sevk eden, güden, güdücü, süren, sürücü” gibi anlamları bulunmakta iken diğerinin anlamına ait sözlüklerde bilgiye rastlanmamıştır.

 Sayık köyünün adına Saruhanoğulları dönemine ait köyler arasında rastlanmamaktadır. Köyün adına ilk defa Osmanlı döneminde vergi amacıyla yazılan 1530 tarihli tahrir defterinde rastlanmaktadır. Bu defterde Saik köyünün vergileri Alemşah denilen köy ile birlikte yazılmıştır. Alemşah adlı köyün ise nerede olduğunu bilinmemektedir. Bu iki köyün haneleri toplamı 58’dir. Ortalama her hanede beş kişi yaşadığı düşünülürse bu iki köyde toplam 290 kişi yaşıyor demektir. Ancak bu nüfusun ne kadarının Saik (Tahrir defterindeki yazım şekli böyledir) köyüne ait olduğunu tespit etmek mümkün değildir. Bu iki köyde bir adet vergiden muaf imam ile bir adet malül ve bekâr (mücerred) 43 kişi bulunmaktadır. Saik köyü 1530 tarihinde Demirci’ye bağlı 152 köyden biri durumundadır. 1530 tarihli bu tahrir defterinde Saik  köyünün çevresinde yer alan mevki adlarına yakın bazı köy adları bulunmaktadır. Bunlar şunlardır: Donuz (Domuz)  Deresi (Donuzcuk mevkii), Kepez, Damlalu (Damlamcık) gibi.

 Tahrir defterleri dışında, Sayık köyü ile ilgili Ankara Vakıflar Genel Müdürlüğü Arşivi’nde bulunan Demirci ve çevresine ait Hurufat Defterlerinde de bilgiler yer almaktadır. 1075 numaralı Hurûfat Defterine göre 1765 tarihinde Sayık köyündeki bir mescide imam ataması yapılmıştır. Mescitlerde Cuma namazı kılınmadığına göre Sayık köyü halkının Cuma namazı için civar  köylerdeki camilere gittiği düşünülebilir. Muhtemelen Sayık köyü halkı köylerine çok yakın olan Öksüzlü köyündeki camiye gidiyor olmalıdır. Nitekim, 1707 ile 1822 tarihleri arasında Öksüzlü köyünde İmam Câfer adında birinin yaptırdığı camiye yedi adet hatip ataması yapılmıştır.

 Osmanlı dönemine ilişkin Sayık köyü ile ilgili bir diğer bilgi kaynağı Temettuat Defterleridir. Kişilerin sahip olduğu arazi, hayvan ve diğer kazançlarını gösteren 1845 tarihli bu defterlerde, Sayık Köyü Demirci’nin Orta Pare nahiyesine (diğer nahiyeler Şehir ve Karataş’tır) bağlı  29 haneli ve tahmini 130 nüfusa sahip 108 köyden biri durumundadır. Aynı tarihte Demirci’de Gökmuslu, Anamaslı ve Tahtacı aşiretlerine bağlı 17 mahallede Yörük yerleşimi bulunmaktadır. Bu Yörük yerleşimlerinden bazısı Sayık köyü çevresinde yer almaktadır. Kalabak’ta 12, Oyarda da 28, Kireçlik’te 6 ve Tepeköy’de 33 hanede Anamaslı aşiretine mensup kişiler yaşamaktaydı. Tepeköy Demirci çevresinde en fazla Yörük yerleşimine sahip mahalle durumundadır. Belirtilen bu yerler gezildiğinde buraların daha önce yerleşime sahne olduğunu gösteren harabeler görülebilmektedir.

 İbrahim Gökçen, Sayık köyü çevresinde İğdecik, Kayranbağ, Çomaktarla, İlbasan (Ilbasan) ve Karakuyu köylerine ait harabelerle iki üç metre kalınlığında iki kaleye ait yıkıntıların olduğunu belirtmektedir. Bu kalelerden biri köyün üç dört yüz metre  güneyinde Kaba Armut Deresi denilen derenin kenarında bulunmaktadır. Diğeri de Asitepe Dağı’nın batısında bugün yaylalık olarak kullanılan yerde olmalıdır. Kepez’de Karakuyu denilen yerdeki harabeleri bu satırların yazarı olarak ben de yerinde görmüş bulunmaktayım. İbrahim Gökçen ayrıca, köyün içinde kime ait olduğu belli olmayan bir yatır bulunduğunu belirtmektedir. Babam Nurullah Gökmen (1925) ve annem Safiye Gökmen’den edindiğim bilgilere göre, bu yatır köy mezarı ile musalla taşı arasında bir yerde bulunmaktaydı ve burada “Dede Talı” (Palamut ağacı, Kabeç) denilen üç ağaç vardı. Adı geçen kişiler bu yatıra ait mezarın köye yol yapıldığı sıralarda yıkıldığını belirtmişlerdir.

1307 Yılı Aydın Vilayeti salnamesindeki bilgilere göre, 1889 yılında Sayık köyünde 35 hane yaşamaktaydı. Aynı tarihte komşu köylerden Öksüzlü’de 20, Köylüce’de 70, Kazancı’da 27 ve Asitepe’de (Sağnıç) 59 hane mevcuttu.

 Son yıllarda nüfusu hızla artan Sayık köyünde  şu an için 120 hanede 385 kişi yaşamaktadır. Ancak artan bu nüfus, işsizlik sebebiyle köyde durmayıp başta İzmir ve Manisa gibi diğer şehirlere göç etmeye başlamış ve köyün nüfusu hızla azalmaya yüz tutmuştur.

 Köyün camisi  şimdikine göre daha küçük, zemini toprak ve çatısı kara kiremitli idi. Bugünkü haline ise 1965 yılından sonra kavuşmuştur. Yine köydeki ilkokul 1969 yılından sonra öğrenime başlamıştır. Köyün su ihtiyacının karşılanmasına yönelik ilk teşebbüsler Demokrat Parti iktidarının son aylarında başlamış ancak bu teşebbüs ihtilal sebebiyle yarıda kalmıştır. Köye borularla ilk su 1960’lı yıllardan sonra getirilmiş ve bu su cami inşaatında kullanılmıştır. Zamanla Sarı Dere’den getirilen bu su yetmeyince Gazallı Deresi’nden ve Sazaklı’dan su getirilmiştir. Köye borularla su getirilmezden önce, köyün kullanım suyu ihtiyacı testilerle ve fıçılarla köyün alt tarafındaki dere kenarında insanların ve hayvanların ortaklaşa kullandığı Köyma denilen çeşmeden karşılanmaktaydı. Çok uzun süre köyün su ihtiyacını karşılamış olan bu çeşme şu anda toprak altında bulunmaktadır. 1993 yılı Haziranında (Tam olarak Uzun Oğlu İbrahim Çetinkaya’nın düğünü günü) meydana gelen Büyük Sel Afatı bu çeşmeyi toprak altında bırakmıştır. Köyün alt tarafında bulunan Koca Dere bu sel felaketi sebebiyle tam bir çay halini almıştır. Bu sel felaketi sırasında  köylülerin kışın dereyi geçmek için kullandıkları tarihi köprü de toprak altında kalmıştır. Aynı zamanda iki üç kişinin kulaçları ile ancak sarabileceği büyüklükteki tarihi dut ağacı (Bu dut ağacından iki kız çocuğu düşmüş ve Karaoğlan lakaplı Mehmet Atıcı’nın Safiye isimli kızı bu sırada vefat etmiştir) ve dutun yanında yer alan ve yıkıntıları afat öncesine kadar görülebilen değirmenin  harabeleri de bu sel felaketi sırasında ortadan kaybolmuştur. Yine bu sel felaketi sırasında  İsmail Sarı’nın (Efe Dayı) 140 civarında koyunu telef olmuştur. Öyle zannediyorum ki, Sayık köyü kurulduğu tarihten beri böyle bir sel felaketi görmemiştir. Köyün tarihinde önemli bir yere sahip olan bu afatın gelecek nesillere aktarılması babında bu satırların yazılmasının önemli olduğunu düşünüyorum.

Köyün kullanım suyu ile içme suyu birbirinden farklı idi. Köyün İçme suyu çok eskilerden beri Musama denilen çeşmeden  karşılanıyordu.  Köyün başlıca gelir kaynağı hayvancılık ve tarımdır. Palamutçuluk ve el halı dokumacılığı da köyün diğer önemli gelir kaynakları arasında yer almaktadır.  

 Köyle ilgili belirtilebilecek bir diğer ilginç husus da köyün çevresinde ve içerisinde yer alan su kaynaklarının adı ile ilgilidir. Bu su kaynaklarının adlarının sonunda Arapça’da su anlamına gelen “ma” eki bulunmaktadır. Su ve çeşme isimlerinden bazıları şunlardır: Köyma, Kocakarıma, Eşikma, Alema, Kuruma, Kedima, Musama, İllezma, Yarama, Çınarma, Ayazma, Ilcakma…..vb. Civar köylerdeki su isimleri ile ilgili yaptığım araştırmada bu tür bir isimlendirmenin olmadığı bunun sadece Sayık köyüne has bir durum olduğu tespit edilmiştir. Bu durum, geçmişte su kelimesi için ma kelimesinin kullanıldığını göstermektedir.

Köyün en eski adetlerinden biri Mayıs ayının ilk haftalarından tertip edilen Hıdrellez’dir. Köylünün katkıları ile gerçekleştirilen bu hayrata bütün civar köylüler davet edilerek dostların ve akrabaların bir araya gelmesi temin edilmekte ve böylece dostluklar sağlamlaştırılmaktadır. Yılın kurak zamanlarında hıdrellezler sırasında yağmur duası da yapılabilmektedir. Hıdrellez vesilesi ile pişirilen  yemekler hava açık ve güneşli ise dışarıda yenmekte ve böylece misafirlere bir bahar bayramı yaşatılmaya çalışılmaktadır.

 Sayık köyü ile ilgili zikretmeye değer bir diğer etkinlik Yağlı Güreşlerdir. Bu yağlı güreşlerin ilki 2007 yılı Nisan’ında büyük bir katılımla gerçekleştirilmiştir. Köylünün gelenekselleştirmeye çalıştığı bu güreşlerin ikincisi ise 27 Nisan 2008’de yapılmıştır. Köy halkının bu husustaki  gayretleri devam ederse bu güreşlerin gelecek yıllarda da yapılması düşünülmektedir.

 Kısaca, yörük olmayan ancak  çevresinde bazı yerleşik yörük aşiretlerin iskan ettiği Sayık köyünün kuruluş tarihi tam olarak bilinmemektedir. Ancak köyün günümüzden 478 sene önce mevcut olduğu tahrir defterlerindeki bilgilerden anlaşılmaktadır.

 Aşağıda 1845 yılında Osmanlı vatandaşlarından toplanacak vergiyi tespit amacıyla yazılan Temettuat Defterlerindeki (kazanç) bilgilere dayalı olarak Sayık köyündeki vergi mükelleflerinin adları belirtilmiştir. Bu defterlerde kişilerin meslekleri, sahip oldukları tarla, bağ ve bahçeler, gelir getiren arı dahil küçük ve büyükbaş hayvanları ve toplam yıllık kazançları yazılmıştır. Sayık köyündeki vergi mükelleflerine ait gelir kaynakları arasında palamut kurusu, kök boya, tarlalardan kaldırılan hububat, sağılır inek, koyun ve keçi, gücünden yararlanılan at ve öküz yer almaktadır. Köydeki halkın büyük kısmının rençper olduğu bazısının ırgatlık, hizmetkarlık ve çobanlık yaptığı görülmektedir. Köyde bir tane Demirci esnafı ve bir adet de Erbâb-ı Ziraat bulunmaktadır. Ayrıca köyde bir adet de imam görev yapmakta idi. Günümüzde köyde “Sarıoğulları”, “Sağıroğulları” ve “Demircioğlu” gibi Temettuat defterlerinde belirtilen” lakapları taşıyan kişilerin bulunması bu kişilerin geçmişleri hakkında bize az çok bilgi vermektedir. 

 

Temettuat Defterlerine Göre 1845 Yılında Sayık Köyünde Vergiye Tabi Olan Kişilerin Adları, Meslekleri Ve Yıllık Kazançları

 

Vergi Mükellefinin Adı

Mesleği

Yıllık Kazancı (Kuruş)

1

Kara Mehmed Oğlu Molla Halil

Köy İmamı

1200

2

Deli Hasan Oğlu Halil

Rençper

1500

3

Sağır Oğlu Hacı Ali

Rençper

1900

4

Hacı İsmail Oğlu Hacı İsmail

Rençper

3000

5

Demirci Oğlu Mustafa

Demirci Esnafı

2153

6

Demirci Oğlu Ali

Irgat Taifesinden

1200

7

Eğerçe Oğlu Hacı Ali

Erbab-ı Ziraat

2000

 

Eğerçe Oğlu Hacı Ali hanesinde Oturan Oğlu Hacı İbrahim

Emlak ve Arazisi Yok

400

 

8

Davut Oğlu Mustafa

Rençber

1500

9

Hacı Oğlu Hacı Ahmed

Rençber

2877

10

Kara Ahmed Oğlu Ali

Rençper

2000

11

Ahmedçe Oğlu Ali

Rençper

2500

12

Kara Mehmed Oğlu Şerif

Irgat Taifesinden

1000

13

Kara Mehmed Oğlu Mehmed

Rençper

1000

14

Sarı Oğlu Mustafa

Rençper

1600

15

Davut Oğlu Mehmed

Rençper

2274

16

….Oğlu Ahmed

Rençper

2500

17

Gönüllü Oğlu Halil

Rençper

678

18

Zoran? Oğlu Ali

Irgat

900

19

Topal İsmail Oğlu Mehmed

Rençper

1400

20

Hartalı Oğlu Hasan

Çoban Taifesinden

1160

21

Zoran? Oğlu Musa

Rençper

1692

22

Kara Musa Oğlu Ali

Rençper

2346

23

Kara Hüseyin Oğlu Hüseyin

Irgat

1000

24

Sarı Oğlu İsmail

Rençper

900

25

Ali Oğlu Mehmed

Rençper

880

26

Koca Mustafa Oğlu Süleyman

Rençper

1128

27

Zoran? (Soran?)

Rençper

1400

28

Hacı Hüseyin Oğlu Ali

Hizmetkar

600

29

Kara Musa Oğlu Mehmed ve Musa

Rençper

642

 

 



Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam6
Toplam Ziyaret107842
OSMANLI
Saat
Takvim